要怎麼到B L O,g ^

搜尋

Boğazköy Müzesi: Çorum - Hattuşa'da Bir Medeniyet Müzesi

Hitit başkenti Hattuşa'da son Hitit Kralı Şuppiluliuma II'nin M.Ö. 1200'den hemen önce inşa ettirdiği kült odasının sağ duvarına Luvi hiyeroglifi ile yazdırdığı altı satırlık bu yazıt Boğazköy Müzesi'nin sağ duvarında sergilenmektedir. Luvi hiyeroglifi Anadolu'da geliştirilmiş bir resim yazısı türüdür ve Mısır hiyeroglifi ile hiçbir ilgisi yoktur. Hiyeroglifin içeriği büyük ölçüde anlaşılabilmiştir. Büyük Kral II. Şuppiluliuma, çeşitli tanrıların desteğiyle birçok ülkeyi ve bu arada Tarhuntaşşa ülkesini de ele geçirdiğini, yeni şehirler kurduğunu ve çeşitli yerlerde tanrılara kurbanlar verdiğini anlatır. Son cümlede ''tanrısal toprak yol'' dan söz edilir. Hiyeroglif uzmanlarına göre bu son cümle, odanın işlevini belirten inşa yazıtıdır, yeraltına inen, toprağın altına uzanan bir yol kastedilir. Eğer bu yorum doğruysa, bu oda kültte önemli rol oynayan yeraltı dünyasının sembolik girişi olmalıdır.

Müzenin girişinde karşımıza Boğazköy Sfenksi çıkıyor. Hitit başkenti Hattuşa'da 1907 yılı kazı çalışmalarında anıtsal Yerkapı kompleksinin üzerinde açığa çıkartılan Sfenksli Kapı'daki dört sfenksten biridir. Hitit İmparatorluk Çağı'na (M.Ö. 13. yüzyıl) tarihlenmektedir. Onarımı ve yayın çalışmaları için diğer sfenks ile birlikte 1917 yılında Almanya'ya götürülmüştür. Sfenks, onarımının tamamlanmasından sonra 1924 yılında ülkemize iade edilmiştir. 1924 yılından 2011 yılına kadar İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmekte ike 2011 yılında Berlin Pergamon Müzesi'nden iadesi sağlanan diğer sfenks ile birlikte 94 yıl önce ayrıldığı topraklarına 4 Kasım 2011 tarihinde geri dönmüştür. (Sfenks: İnsan (kadın) başlı, kanatlı ve aslan gövdelidir. Başında bir tür miğfer bulunmaktadır).

Müzede sergilenen bir çok döneme ait eserler ile görsel bir tarih zenginliğine ulaşmaktayız.

Boğazköy'de Orta Bizans Dönemi'ne yani M.S. 10 yüzyıla kadar düzenli bir mimari kalıntıya rastlanmamaktadır. Ancak Ambarlıkaya yakınlarında ve kuzeydeki manastır kilisesinden bazı mezar taşları burada Erken Bizans Dönemi'nde bir yerleşimin olduğunu göstermektedir. Orta Bizans Dönemi'nde Boğazköy'de Sarıkale'nin güneydoğusuna ve Nişantepe'nin kuzeyine doğru genişleyen yukarı kentteki Hitit tapınak alanının üzerinde geniş bir alana yayılan yerleşim bulunmaktadır. Sarıkale küçük bir kale olarak kullanılmıştır. Bizans Dönemi'ne ait köy, birbirinden uzak çiftlikler ile çevresinde mezar şapeli ve mezarlıkla çevrili bir manastırdan oluşmaktadır. Boğazköy'de bu dönem yerleşimi M.S. 11. yüzyılın ikinci yarısında Malazgirt Savaşı'nın ardından Bizans hakimiyetinin kaybolması ve Selçuklular'ın Anadolu içlerine doğru giderek daha fazla girmesi sonucunda terk edilmiştir.

Boğazköy'de Roma dönemine ait kalıntılara çok az sayıda rastlanmıştır. Aşağı Şehir'deki nekropol çok çeşitli mezar türleriyle M.S. 4. yüzyıla kadar kullanılmışşsa da, sadece Büyükkale'de tahkim edilmiş küçük bir yerleşimin izlerine de rastlanmıştır. Birçok kaya ve hatta o dönemde hala kısmen görülen Hitit kalıntılarının büyük taş temelleri üzerinde Roma Dönemi'nde kullanılmış taş ocağına dair izleri görülmektedir. Ayrıca Boğazköy'ün yakın çevresinde, özellikle Evci kasabasında bulunan birçok mezar taşı Geç Roma döneminin sosyal yapısı hakkında ilginç bilgiler vermektedir. M.S. 1. ile 3. yüzyıl arasında Tavium'dan (Büyüknefesköy) Amasya'ya kadar takip edilebilen eski Roma yolunun Hitit kalıntılarının batısından gelerek, kuzeyden ovayı geçtiği, Boğazkale'nin yakın çevresinde bulunan birçok mil taşından anlaşılmaktadır.

Müzede yer alan bir diğer önemli eser ise aşağıda görmüş olduğunuz mezar lahitidir.

Erken Frig döneminde kaplar genellikle el yapımıdır. Hitit kaplarının aksine, üzerleri boya ya da kazıma bezekler ile süslenmektedir. M.Ö. 10 yüzyılın sonunda çömlekçi çarkı kullanılmaya başlanmıştır. Bölgedeki Frig yerleşmelerinde geometrik bezemeli ve hayvanların betimlendiği koyu mat boyalı kaplar görülmektedir. Ayrıca Frig gri seramiği de M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş Kızılırmak Kavsi içinde görülmeye başlar. Herodotos ve Strabon gibi Eski Çağ yazarlarına göre Avrupa'da oturdukları sırada Brygler ya da Brigler adını taşıyan Frigler, Makedonya ve Trakya'dan Boğazlar yolu ile Anadolu'ya göç eden Trak boylarından biridir. Antik batı kaynaklarına göre Frig Devleti'nin ilk kralı, başkent Gordion'a adını veren Gordios'dur. Kral Gordios'dan sonra, Frig tahtına oğlu Midas geçmiştir. Yine aynı kaynaklara göre Kral Midas, Kimmerli istilacılara karşı aldığı yenilgiye dayanamayıp boğa kanı içerek intihar etmiştir.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na tarihlenen ve yangınla tahrip edilmiş binada ele geçen törensel kap, Anadolu'da çok nadir bulunan eserlerdendir. Çaydanlık formunda olan kabın en belirgin özelliği; içerisindeki boru sistemi sebebiyle ancak 180 derece döndürüldüğü takdirde akıtabilmektedir.

Halka şeklinde heykelciklerin üretiminde kullanılan döküm kalıbı stilize dişil figürlere sahiptir. Yüksek olasılıkla bir tanrı ya da başka bir doğaüstü varlığı temsil etmektedir. Çamlıbel Tarlası'nda yaşayan topluluğun dini yaşamlarında önemli rol oynadıkları düşünülmektedir. Halka şeklindeki figürlere esas olarak M.Ö.5. ve 4. binyıllarda güney Balkanlarda (Bulgaristan) çoğunlukla mezarlarda rastlanılmıştır. Kuzey Anadolu'da az sayıda bulunan bu figürler iki bölge arasındaki ortak dini inanışlara dair kanıt teşkil etmektedir.

M.Ö. IV binin sonunda, Geç Kalkolitik'ten itibaren sosyal, kültürel ve siyasi açıdan güçlenmeye başlayan Anadolu'da tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu çağın insanları hem ticarette hem de maden işçiliğinde bakır-arsenik ya da bakır-kalay alaşımından elde edilen tuncun yoğunlukla kullanılması nedeniyle bu dönem Eski Tunç Çağı olarak adlandırılmaktadır. Kazılarda ortaya çıkarılan yerleşim yerleri bu çağ insanlarının yerli beylerin idaresinde etrafları surlarla çevrili şehirlerde oturduğunu göstermiştir. Bu çağda Anadolu'da yazı bilinmemektedir.

Bakır-Taş Devri olarak bilinen Kalkolitik Çağ, Anadolu'da çiftçiliğe dayalı besin üretiminin ve yerleşik köy hayatının sürdüğü, hayvancılık ve tarımla uğraşan, aynı zamanda maden işlemeyi bilen, bölgelere göre farklı kültürel yapıya sahip toplulukların yaşam sürdüğü bir zaman dilimini kapsar. Bölgesel özelliklerin ön plana çıktığı ve hızla kentleşmeye doğru giden bu süreç, Anadolu'da Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç evrede incelenir.


Müzenin en önemli eserlerinin arasında, üst düzey askeri bir komutanın evinde bulunan Mazgallı Vazo, Eski Hitit Dönemi'ne ait Boğa Başı, yine üst düzey askeri bir komutanın evinde bulunan Fırtına tanrısını sembolize eden boğa başıyla süslemiş testi bayramlar sırasında gerçekleşen ritüeller ve dini törenler sırasında kullanılmış olmalıdır.

Müzede yer alan diğer önemli eserler;

Hititlere ait dönemlerde kullanılan Mühür ve Hiyeroglif Yazı Tabletleri'de Boğazköy müzesinde sergilenmektedir.

Mısır'da icat edilen ve oradan Ege ve Anadolu'yu etkileyen, işaretleri resim özelliğinde olan yazıların genel adıdır. Hiyeroglif kelimesi, bu yazı sistemini ilk defa Mısır'da gören ve sadece dinsel içerikli metinlere özgü sanan Yunanlılar tarafından hieros ''kutsal'' ve glyphein ''çizmek'' kelimelerinden birleşmesinden oluşmuş, ''kutsal yazı'' anlamına gelmektedir. Anadolu kökenli hiyerogliflerin yaratıcılarının büyük çoğunluğu Luvice konuşuyordu. Hititler gibi Hint-Avrupalı olan Luviler, Anadolu'da halkın çoğunluğunu teşkil ediyordu. Yarattıkları hiyerogliflerde kullanılan dil saf bir Luvice değil, Hititçe ile yakınlığı olan bir Luvice lehçesi idi ve hem Hitit hem Luvi toplumlarının anlayabileceği ortak bir dildi. Hiyeroglif yazısı metal ve değişik taşlardan yapılmış mühürler üzerinde, doğal kayalarda bulunan anıtlarda, bazı madeni kaplar ya da mızrak ucu gibi üzerinde, az da olsa çanak-çömlekler üzerinde belgelenmiştir. Ayrıca, günümüze ulaşamayan tahta tabletler üzerine kaplanan balmumu tabakasına kazınarak da uygulanmıştır. Anadolu'da yüzyıllarca çivi yazısı ile beraber kullanılan Hiyeroglif yazısı, M.Ö. 1200'lü yıllarda Hitit Devleti yıkıldıktan sonra da yaşamaya devam etmiştir.

Negeziyorum ekibi olarak bu muhteşem eserlerin yer aldığı müzeyi gezerek Hitit İmparatorluğu Dönemini daha iyi anlayabilir ve Hattuşa'da gördüğünüz yerlerin daha anlaşılır olmasını sağlayabilirsiniz. İyi seyahatler dileriz.

BLOG

YAZARIMIZ

OL!

Hakkımızda          Kullanım Şartları          Gizlilik Sözleşmesi          Site Haritası          İletişim

  • Facebook
  • Twitter
  • YouTube
  • Pinterest
  • Tumblr Social Icon
  • Instagram

Negeziyorum © Her Hakkı Saklıdır |2015|